24 Temmuz 2009 Cuma
27 Nisan 2009 Pazartesi
1 MAYIS VE PETE SEEGER' A SELAM
1 MAYIS 2009 DA 90 YAŞINA BASAN MİLİTAN MÜZİSYEN PETE SEEGERİ ANIYOR 1 MAYISA SELAM GÖNDERİYORUZ
Pete Seeger, Amerika popüler müziğinin kurucularından biridir. Seeger, elli yıl boyunca popüler şarkıları siyasi bir güç olarak kullandı ve bu süre içinde sahneyi Woody Guthrie, Bob ve Bill Bragg’le paylaştı. 1919 yılında doğan Seeger, tüm yaşamını savaş karşıtı eylemlerde, nükleer savaş karşıtı kampanyalarda, yeni Latin Amerika müzik hareketine ve ekolojiye kadar uzanan davalara şarkı söyleyerek geçirdi. Direnme ustası Bu uzun boylu, zayıf adam gerçek bir direnme ustasıydı. Çünkü bir dönem siyaset anlayışından ötürü müzik dünyasının dışına itilen ünlü bir orkestranın üyesiydi. Weavers, savaş sonrası yıllarda düşüncelerinden ötürü en çok baskıyla karşılaşan bir topluluktu. Bu yüzden Seeger’in öyküsü içinde örnek alınması gereken tutumlar ve aynı zamanda da düşünsel savrulmanın müzik yaşamını nasıl etkilediğini gösteren bir yaşamı bize örneklemesi açısından önemlidir. Romantik sosyalist Otuzlu yıllarda, Seeger’in öyküsü romantik bir sosyalist öykü biçiminde okunabilir. Çünkü o, bir yandan popüler müziğin Leadbelly ve Guthrie gibi efsaneleriyle birlikte çalışırken, bir yandan müziği macera duygusu, idealizm, iyimserlik ve hatta yurtseverlikle birleştiriliyordu. Leadbelly ve Guthrie’nin tersine Seeger işçi sınıfı kökenli biri değildi. O, babasının aydın arkadaş çevresinde yetişme şansını yakalamış bir kolej çocuğu ve Harvard’dan terk bir gazeteci adayıydı. Seeger okulu bırakıp işsiz kalınca, babasının arkadaşı olan Alan Lomax sayesinde folk müziğini araştırdı ve yine Lomax’ın aracılığıyla Appalachia’lı bir madencinin eşi olan Aunt Molly Jackson’la, Leadbelly’le ve Woody Guthrie’yle tanıştı. Bu tanışma onun müzik yaşamındaki en önemli dönem noktalarından biridir. Pete Seeger’in Guthrie ile ilk karşılaşması Canifornia’dan gelen göçmenler yararına düzenlenen gösteride gerçekleşti. Belki bir amaca dönük yapılan bu konserde Buris Ives’den Josh White’a, Aunt Moolly Jackson’dan Leadbelly’ye dek herkes oradaydı. İşte Alan Lomax’ın ikisini bir araya getirdiği yer bu konserdir. Lomax bu birlikteliği oluşturmakla da kalmayıp onlarla birlikte politik şarkılar üzerine bir kitap yazmaya yöneldi. “Hard Hitting Song For Hard Hit People” adlı bu derleme kitap karşısında yayıncılar paniğe kapıldı ve kitap Woody Guthrie’nin 1967 yılındaki ölümüne kadar da ortaya çıkarılmadı. Amerika’nın gerçek yüzü Guthrie yanına aldığı kolejli gence Amerika’nın gerçek yüzünü göstermek için yollara düştü. Ve Seeger ilk şarkısı olan “66 Highway Blues”u bu gezi sırasında besteledi. Seeger artık sırtındaki Banjo sazıyla bar ve lokantalara giderek ekmek parası kazanmayı öğreniyordu. Aynı yıl müzik repertuvarının yeterliliğine kanaat getirip tek başına yolculuklara çıktı, ta ki trenden düşüp banjosunu kırana dek. Tehlikeli konser Bu yıllarda sol düşüncelere sahip olduğu düşünülen bir şarkıcı olmak, giderek tehlikeli hale gelmişti. Seeger ve ünlü şarkıcı Robeson, yaşamlarının en tehlikeli konserlerini New York’ta verdiler. Konser ilanı sol bir gazetede yayınlanınca organizatörler polis tarafından kışkırtılan gruplarca dövüldüler. Konserlerin iptal edilmesi isteniyordu. Bunun üzerine devreye Komünist Parti girip konseri 1 Mayıs gününe erteledi. Konser günü konser alanının etrafında Komünist Parti tarafından bir güvenlik çemberi oluşturuldu. Bu sayede konser olaysız gerçekleşti, ama konser sonrası yine polisin kışkırtmasıyla oraya gelen bazı gruplar insanlara ve Seeger’a saldırdılar. Büyük bir güçlükle Seeger ve arkadaşları linç edilmekten kendini kurtarabildi. Hamburger için şarkı Seeger ve topluluğu Weawers, sendikalar istediği sürece onlara katkıda bulunmayı sürdürdüler. Ama ABD’de giderek artan baskı ve sindirme politikaları sonucu sendikacılar bir bir görevlerinden ayrılmak zorunda bırakılıyorlardı. Sendikacılara uygulanan en önemli baskı aracı antikomünist yemini imzalamaları doğrultusundaydı. Yemini imzalayanlar ise o güne kadarki en güzel sendika şarkılarını söylemelerine karşın, Weavers’la birlikte görünmekten kaçınıyorlardı. Seeger büyük bir ekonomik buhrana tutuldu ve zor günler geçirdi. Tam grup dağılmak üzereyken New York’taki Greenwich Village Vanguand’da haftada 400 dolara ve yiyebildikleri tüm hamburgerler karşılığında çalışmaya başladılar. Burada altı ay kaldılar. Ve burada çalışırken Decca plakla anlaşıp bir İsrail şarkısı olan “Tzena Tzena”yı kaset yaptılar. Ekonomik dunumları düzelmiş, tekrar Seeger ve arkadaşları kendilerini pahalı gece kulüplerinde çalışır bulmuşlardı. Bu seferki menajeri ona kati surette sendikaların düzenlediği etkinliklere katılmamasını öğütlüyordu. Ölüme terk Soğuk savaşın yerini Kore savaşı almıştı. Ve antikomünist paranoya yükselişini sürdürüyordü. HUAC (Yurtiçi Amerikan Karşıtı Faliyetler Komitesi) yine işbaşına geçmişti. İşleri daha da karıştıran “imzasız” bir yayın oldu. Yayında komünist cepheyle ilişkisi olduğu söylenen ilerici aydın sanatçılar, yazarlar hedef olarak gösteriliyordu. Seeger de bu listedeydi. Bunun anlamı, Weavers HUAC kıskacına düşmüştü. 1952 Şubat ayında Harvey Matusow’un HUAC önünde grubun üç üyesinin Komünist partisi üyesi olduğunu açıklaması işleri daha da karıştırdı. Seeger ve grubu Weavers bu olay üzerine artık hiçbir yerden çağrı almaz oldu. Küçük kulüplerde çalışmaya zorlandılar. Sansüre uğramışlar, bir bakıma ölüme mahkûm edilmişlerdir. Tabii bu baskıcı ve sindirmeye dönük Seeger üzerinden gerçekleştirilen politika, diğer müzisyenleri de etkiledi. Seeger tam yedi yıl süren bir hukuk savaşı verdi. Bu arada mahkemelere 15 bin dolar tutarında para harcadı. Pete Seeger, ‘Amerikan rüyasının’ bütün dünyada egemen kılınmaya çalışıldığı bir tarihsel süreçte, kâbusun içine düşmüştü.Her şeye karşın Seeger kendisinden sonra gelen kuşağa anlamlı bir mesaj bıraktı: Müzik, politikadan yalıtılarak yalnızca eğlence için yapılırsa geçicidir ve aynı zamanda da boğucu!
Pete Seeger, Amerika popüler müziğinin kurucularından biridir. Seeger, elli yıl boyunca popüler şarkıları siyasi bir güç olarak kullandı ve bu süre içinde sahneyi Woody Guthrie, Bob ve Bill Bragg’le paylaştı. 1919 yılında doğan Seeger, tüm yaşamını savaş karşıtı eylemlerde, nükleer savaş karşıtı kampanyalarda, yeni Latin Amerika müzik hareketine ve ekolojiye kadar uzanan davalara şarkı söyleyerek geçirdi. Direnme ustası Bu uzun boylu, zayıf adam gerçek bir direnme ustasıydı. Çünkü bir dönem siyaset anlayışından ötürü müzik dünyasının dışına itilen ünlü bir orkestranın üyesiydi. Weavers, savaş sonrası yıllarda düşüncelerinden ötürü en çok baskıyla karşılaşan bir topluluktu. Bu yüzden Seeger’in öyküsü içinde örnek alınması gereken tutumlar ve aynı zamanda da düşünsel savrulmanın müzik yaşamını nasıl etkilediğini gösteren bir yaşamı bize örneklemesi açısından önemlidir. Romantik sosyalist Otuzlu yıllarda, Seeger’in öyküsü romantik bir sosyalist öykü biçiminde okunabilir. Çünkü o, bir yandan popüler müziğin Leadbelly ve Guthrie gibi efsaneleriyle birlikte çalışırken, bir yandan müziği macera duygusu, idealizm, iyimserlik ve hatta yurtseverlikle birleştiriliyordu. Leadbelly ve Guthrie’nin tersine Seeger işçi sınıfı kökenli biri değildi. O, babasının aydın arkadaş çevresinde yetişme şansını yakalamış bir kolej çocuğu ve Harvard’dan terk bir gazeteci adayıydı. Seeger okulu bırakıp işsiz kalınca, babasının arkadaşı olan Alan Lomax sayesinde folk müziğini araştırdı ve yine Lomax’ın aracılığıyla Appalachia’lı bir madencinin eşi olan Aunt Molly Jackson’la, Leadbelly’le ve Woody Guthrie’yle tanıştı. Bu tanışma onun müzik yaşamındaki en önemli dönem noktalarından biridir. Pete Seeger’in Guthrie ile ilk karşılaşması Canifornia’dan gelen göçmenler yararına düzenlenen gösteride gerçekleşti. Belki bir amaca dönük yapılan bu konserde Buris Ives’den Josh White’a, Aunt Moolly Jackson’dan Leadbelly’ye dek herkes oradaydı. İşte Alan Lomax’ın ikisini bir araya getirdiği yer bu konserdir. Lomax bu birlikteliği oluşturmakla da kalmayıp onlarla birlikte politik şarkılar üzerine bir kitap yazmaya yöneldi. “Hard Hitting Song For Hard Hit People” adlı bu derleme kitap karşısında yayıncılar paniğe kapıldı ve kitap Woody Guthrie’nin 1967 yılındaki ölümüne kadar da ortaya çıkarılmadı. Amerika’nın gerçek yüzü Guthrie yanına aldığı kolejli gence Amerika’nın gerçek yüzünü göstermek için yollara düştü. Ve Seeger ilk şarkısı olan “66 Highway Blues”u bu gezi sırasında besteledi. Seeger artık sırtındaki Banjo sazıyla bar ve lokantalara giderek ekmek parası kazanmayı öğreniyordu. Aynı yıl müzik repertuvarının yeterliliğine kanaat getirip tek başına yolculuklara çıktı, ta ki trenden düşüp banjosunu kırana dek. Tehlikeli konser Bu yıllarda sol düşüncelere sahip olduğu düşünülen bir şarkıcı olmak, giderek tehlikeli hale gelmişti. Seeger ve ünlü şarkıcı Robeson, yaşamlarının en tehlikeli konserlerini New York’ta verdiler. Konser ilanı sol bir gazetede yayınlanınca organizatörler polis tarafından kışkırtılan gruplarca dövüldüler. Konserlerin iptal edilmesi isteniyordu. Bunun üzerine devreye Komünist Parti girip konseri 1 Mayıs gününe erteledi. Konser günü konser alanının etrafında Komünist Parti tarafından bir güvenlik çemberi oluşturuldu. Bu sayede konser olaysız gerçekleşti, ama konser sonrası yine polisin kışkırtmasıyla oraya gelen bazı gruplar insanlara ve Seeger’a saldırdılar. Büyük bir güçlükle Seeger ve arkadaşları linç edilmekten kendini kurtarabildi. Hamburger için şarkı Seeger ve topluluğu Weawers, sendikalar istediği sürece onlara katkıda bulunmayı sürdürdüler. Ama ABD’de giderek artan baskı ve sindirme politikaları sonucu sendikacılar bir bir görevlerinden ayrılmak zorunda bırakılıyorlardı. Sendikacılara uygulanan en önemli baskı aracı antikomünist yemini imzalamaları doğrultusundaydı. Yemini imzalayanlar ise o güne kadarki en güzel sendika şarkılarını söylemelerine karşın, Weavers’la birlikte görünmekten kaçınıyorlardı. Seeger büyük bir ekonomik buhrana tutuldu ve zor günler geçirdi. Tam grup dağılmak üzereyken New York’taki Greenwich Village Vanguand’da haftada 400 dolara ve yiyebildikleri tüm hamburgerler karşılığında çalışmaya başladılar. Burada altı ay kaldılar. Ve burada çalışırken Decca plakla anlaşıp bir İsrail şarkısı olan “Tzena Tzena”yı kaset yaptılar. Ekonomik dunumları düzelmiş, tekrar Seeger ve arkadaşları kendilerini pahalı gece kulüplerinde çalışır bulmuşlardı. Bu seferki menajeri ona kati surette sendikaların düzenlediği etkinliklere katılmamasını öğütlüyordu. Ölüme terk Soğuk savaşın yerini Kore savaşı almıştı. Ve antikomünist paranoya yükselişini sürdürüyordü. HUAC (Yurtiçi Amerikan Karşıtı Faliyetler Komitesi) yine işbaşına geçmişti. İşleri daha da karıştıran “imzasız” bir yayın oldu. Yayında komünist cepheyle ilişkisi olduğu söylenen ilerici aydın sanatçılar, yazarlar hedef olarak gösteriliyordu. Seeger de bu listedeydi. Bunun anlamı, Weavers HUAC kıskacına düşmüştü. 1952 Şubat ayında Harvey Matusow’un HUAC önünde grubun üç üyesinin Komünist partisi üyesi olduğunu açıklaması işleri daha da karıştırdı. Seeger ve grubu Weavers bu olay üzerine artık hiçbir yerden çağrı almaz oldu. Küçük kulüplerde çalışmaya zorlandılar. Sansüre uğramışlar, bir bakıma ölüme mahkûm edilmişlerdir. Tabii bu baskıcı ve sindirmeye dönük Seeger üzerinden gerçekleştirilen politika, diğer müzisyenleri de etkiledi. Seeger tam yedi yıl süren bir hukuk savaşı verdi. Bu arada mahkemelere 15 bin dolar tutarında para harcadı. Pete Seeger, ‘Amerikan rüyasının’ bütün dünyada egemen kılınmaya çalışıldığı bir tarihsel süreçte, kâbusun içine düşmüştü.Her şeye karşın Seeger kendisinden sonra gelen kuşağa anlamlı bir mesaj bıraktı: Müzik, politikadan yalıtılarak yalnızca eğlence için yapılırsa geçicidir ve aynı zamanda da boğucu!
25 Nisan 2009 Cumartesi
aşık ihsani de öldü
büyük ozanı yolculurken onu anlatacak bir yazı yazmak için uğraşa duralım ;duygularımızın tercümanına büyük kalemşör,ustad yaşar kemal yetişti
Âşık İhsani büyük bir şairdi. Bizim edebiyatçılarımız İhsani gibi şairlere halk şairleri diyorlar. Onlar halkın şairleriydi. Bir kısmı okuryazar bile değildi. Âşık İhsani okuryazardı, okuryazardı da şiirlerini yazmıyordu. Çünkü şiirlerini besteliyordu. Benim Çukurova’da, Toroslarda tanıdığım okuryazar olan şairlerin çoğu şiirlerini yazmıyorlar, besteliyor, halka söylüyorlardı. Âşık çağlarımda ben de yazmıyordum. O çağ şiirlerimi bir gün baktım ki unutmuşum. Folklor çalışmaları yaparken birkaç şiirime rastladım, geneyazmadım, gene unuttum, bir daha da Toroslara gidemedim. Andırın köylerinden tekerleme topladığım Ali ünlü bir türkücüydü ondan birkaç türküleşmiş şiirimi aldım, onları da yazmadım sonra da unuttum. İhsani de yazmıyordu. Ona hep yaz şu şiirleri diyordum. Yazmıyor, ben unutmam diyordu. Ben onu zorlayamıyordum. Ben niçin unutmuştum şiirlerimi, bilmiyordum. Bazı yıllar İhsani’yle her hafta buluşuyor, şiirler söylüyorduk. Ben bir gün bir Kürt türküsü söylerken o da karışıverdi güzel sesiyle Kürtçe türküye. Ben onu dinlemek için sustum, o türküyü sonuna kadar söyledi. Sonra her buluşmamızda bana Kürt türküleri söylüyordu. Kürtçesi de Türkçesi kadar güzeldi. Neden sonra onun nereli olduğunu sordum. Diyarbakırlıydı. Diyarbakır’dan çıkmış elinde çok güzel çaldığı sazıyla, kendi besteleri, kendi şiirleriyle aşağı, yukarı bütün Anadolu’yu dolaşmıştı. İstanbul’da ilk olaraktan Türkiye İşçi Partisi’ne girmiş, her şeyi bırakmış var gücüyle partide çalışmış, 1965 seçimlerinde İstanbul’dan Türkiye İşçi Partisi’nin adayı olmuş, seçilememişti. Seçilemediğini öğrendiği zaman eve gelmiş, bana, üzülmeyelim, bizimkiler daha yeni, oylarını kime vereceklerini bilmiyorlar demiş, inanılmayacak kadar güzel şiirini sazıyla çalmıştı. Mutlu, güzel gülümsemesiyle, üzülmeyelim, üzülmeyelim onlar da öğrenecekler dünyanın güzelliğinin kendilerinde olduğunu. Bütün iyiliklerinin başının kendilerinde olduğunu öğrenecekler. Bundan sonra bir gençlik topluluğuyla karşılaştım. İhsani’nin seçimi kazanamamasına üzülmüşlerdi de onlar da bana üzülmeyelim dediler, İhsani’nin yazdığı şiiri okudular:“Öğrenecekler dünyanın kendilerinde olduğunu, öğrenecekler”Onun şiirleri gençleri çok etkiliyordu. Bunu biliyorduk. Onun şiiri Anadolu’ya da yayılmıştı. İşin güzel yanı da halk İhsani’yi tuttukça Anadolu’da İhsani gibi şairler çoğalmıştı. Herkes onun gibi öfke şiirleri söylüyordu. Ben bu şiirlerden bir derleme yapmıştım. O günler Anadolu insanlarının öfke günleriydi. Anadolu şairlerinin öfke şiirleri söyleme günleriydi. Ben Kadirli’de 10 şairden fazlasıyla karşılaştım. İhsani İstanbul gençleri kadar Anadolu’yu da etkilemişti. Şair arkadaşlarıma her zaman Dadaloğlu’nu anlatırım. O bir öfkenin şairidir derim. Çağımızın büyük ustası da İhsani’dir. Yıllar sonra İhsani’yi yitirdim. Senelerce onu bir daha görmedim. Bir gün Amerik’adan arkadaşım İlhan Başgöz bana telefon etti; bana İhsani’yi bul dedi, ben de onu aradım taradım Diyarbakır’da buldum. İhsani’nin adresini ona gönderdim. Biliyordum Pertev Naili Boratav’dan sonra en büyük folklorcumuz İlhan Başgöz’dür. İlhan Başgöz’ün İhsani üstüne çalışacağını düşündüm. Bundan sonra İlhan’dan bir haber alamadım. İnşallah düşündüğüm olmuş, İlhan Başgöz İhsani üstüne çalışmıştır. Ülkemiz kültürüne boş vermekten, kültür adamlarını sürgün etmekten vazgeçip, edebiyattan korkmayan, sanat adamlarına düşman olmayan, demokratik bir mutluluğa ulaşırsa İhsani gibi değerler ortaya çıkar, onlar için kitaplar yazılır. İhsani’ler ülkelerin her çağda mutluluklarıdır.
Âşık İhsani büyük bir şairdi. Bizim edebiyatçılarımız İhsani gibi şairlere halk şairleri diyorlar. Onlar halkın şairleriydi. Bir kısmı okuryazar bile değildi. Âşık İhsani okuryazardı, okuryazardı da şiirlerini yazmıyordu. Çünkü şiirlerini besteliyordu. Benim Çukurova’da, Toroslarda tanıdığım okuryazar olan şairlerin çoğu şiirlerini yazmıyorlar, besteliyor, halka söylüyorlardı. Âşık çağlarımda ben de yazmıyordum. O çağ şiirlerimi bir gün baktım ki unutmuşum. Folklor çalışmaları yaparken birkaç şiirime rastladım, geneyazmadım, gene unuttum, bir daha da Toroslara gidemedim. Andırın köylerinden tekerleme topladığım Ali ünlü bir türkücüydü ondan birkaç türküleşmiş şiirimi aldım, onları da yazmadım sonra da unuttum. İhsani de yazmıyordu. Ona hep yaz şu şiirleri diyordum. Yazmıyor, ben unutmam diyordu. Ben onu zorlayamıyordum. Ben niçin unutmuştum şiirlerimi, bilmiyordum. Bazı yıllar İhsani’yle her hafta buluşuyor, şiirler söylüyorduk. Ben bir gün bir Kürt türküsü söylerken o da karışıverdi güzel sesiyle Kürtçe türküye. Ben onu dinlemek için sustum, o türküyü sonuna kadar söyledi. Sonra her buluşmamızda bana Kürt türküleri söylüyordu. Kürtçesi de Türkçesi kadar güzeldi. Neden sonra onun nereli olduğunu sordum. Diyarbakırlıydı. Diyarbakır’dan çıkmış elinde çok güzel çaldığı sazıyla, kendi besteleri, kendi şiirleriyle aşağı, yukarı bütün Anadolu’yu dolaşmıştı. İstanbul’da ilk olaraktan Türkiye İşçi Partisi’ne girmiş, her şeyi bırakmış var gücüyle partide çalışmış, 1965 seçimlerinde İstanbul’dan Türkiye İşçi Partisi’nin adayı olmuş, seçilememişti. Seçilemediğini öğrendiği zaman eve gelmiş, bana, üzülmeyelim, bizimkiler daha yeni, oylarını kime vereceklerini bilmiyorlar demiş, inanılmayacak kadar güzel şiirini sazıyla çalmıştı. Mutlu, güzel gülümsemesiyle, üzülmeyelim, üzülmeyelim onlar da öğrenecekler dünyanın güzelliğinin kendilerinde olduğunu. Bütün iyiliklerinin başının kendilerinde olduğunu öğrenecekler. Bundan sonra bir gençlik topluluğuyla karşılaştım. İhsani’nin seçimi kazanamamasına üzülmüşlerdi de onlar da bana üzülmeyelim dediler, İhsani’nin yazdığı şiiri okudular:“Öğrenecekler dünyanın kendilerinde olduğunu, öğrenecekler”Onun şiirleri gençleri çok etkiliyordu. Bunu biliyorduk. Onun şiiri Anadolu’ya da yayılmıştı. İşin güzel yanı da halk İhsani’yi tuttukça Anadolu’da İhsani gibi şairler çoğalmıştı. Herkes onun gibi öfke şiirleri söylüyordu. Ben bu şiirlerden bir derleme yapmıştım. O günler Anadolu insanlarının öfke günleriydi. Anadolu şairlerinin öfke şiirleri söyleme günleriydi. Ben Kadirli’de 10 şairden fazlasıyla karşılaştım. İhsani İstanbul gençleri kadar Anadolu’yu da etkilemişti. Şair arkadaşlarıma her zaman Dadaloğlu’nu anlatırım. O bir öfkenin şairidir derim. Çağımızın büyük ustası da İhsani’dir. Yıllar sonra İhsani’yi yitirdim. Senelerce onu bir daha görmedim. Bir gün Amerik’adan arkadaşım İlhan Başgöz bana telefon etti; bana İhsani’yi bul dedi, ben de onu aradım taradım Diyarbakır’da buldum. İhsani’nin adresini ona gönderdim. Biliyordum Pertev Naili Boratav’dan sonra en büyük folklorcumuz İlhan Başgöz’dür. İlhan Başgöz’ün İhsani üstüne çalışacağını düşündüm. Bundan sonra İlhan’dan bir haber alamadım. İnşallah düşündüğüm olmuş, İlhan Başgöz İhsani üstüne çalışmıştır. Ülkemiz kültürüne boş vermekten, kültür adamlarını sürgün etmekten vazgeçip, edebiyattan korkmayan, sanat adamlarına düşman olmayan, demokratik bir mutluluğa ulaşırsa İhsani gibi değerler ortaya çıkar, onlar için kitaplar yazılır. İhsani’ler ülkelerin her çağda mutluluklarıdır.
23 Nisan 2009 Perşembe
Lhasa De Sela - Lhasa 2009 [Albüm Tanıtımı]
Meksikalı ve Yahudi – Amerikalı atalarından miras kanı damarlarında dolaşan Lhasa, New York doğumlu.Şarkı söylemeye, on üç yaşındayken San Fransisco’da bir Yunan kafesinde başlamış. Düşük tempolu Billie Holliday şarkıları ve Meksika ezgileriymiş tercihi. Kendi sesinin gücünü ve şarkı söylemenin onda uyandırdığı yoğun duyguları burada keşfetmiş.19 yaşına geldiğinde yolu biraz kuzeye, Kanada’ya kaymış. Gitaristi ve yapımcısı Yves Desrosiers ile burada tanışmışlar. Beş sene boyunca birlikte Montreal’de çeşitli barlarda canlı performanslar sunmuşlar. Buralarda edindiği deneyim, onu 1998 tarihli ilk albümü “La Llorona”yı çıkarmaya kadar götürmüş. Aztek mitolojisinde yer alan bir denizkızı karakteri çevresinde şekillenen, geleneksel Meksika müziğinden alternatif rock’a kadar çok çeşitli tınıları sentezlediği bu albüm, Lhasa’ya hak ettiği ün ve başarıyı getirmiş. Bu gizemli ses, yürek burkan melodiler ve ilginç hikâye, dünyanın pek çok yerinde ilgi çekmiş ve albüm tahminlerden çok fazla satmış, platin plak derecesine ulaşmış. Felix Award’da ve Juno Award’da «En İyi Evrensel Müzik Sanatçısı» olarak ödüllendirilmesi de cabası!2002’de Montreal’e dönerek, ilk albümünde birlikte çalıştığı François Lalonde ve Jean Massicotte ile buluşmuş ve ikinci albümü «The Living Road»u 2003’te çıkarmışlar. Bu albüm, hayatı yola benzetme kavramı etrafında şekillenmiş. Nereye giderse gitsin kendini evinde hissetmesini sağlayan güce adamış şarkılarını. Çocukluk ve gençliği göçebe kıvamında süren bir insan için doğal bir sonuç değil mi
last fm den "küçükkarabalığa" teşekkürler
site adresi
http://www.myspace.com/lhasadeselamusic
last fm den "küçükkarabalığa" teşekkürler
site adresi
http://www.myspace.com/lhasadeselamusic
kes yapıştır-kültür,kimlik ve karayip müziği
kes Yapıştır-Kültür, Kimlik ve Karayip Müziği ritimlerin, herkesin kullanımına açık olduğu ve istenildiği gibi bir araya getirilebildiği müzik türlerini anlatıyor: Reggae, kalipso, ska, blues, soul, rock, punk, bluebeat, rap, hip hop... Dick Hebdige, bu müzik türleriyle Afrika müzikleri arasındaki geçişler ve değişimleri kölelerin günlük yaşam pratikleri, ritimler, çalgılar ve danslardan örneklerle gösterirken XX. yüzyıl popüler müzik tarihinin Afrika ve Karayip eksenli bir versiyonunu sunuyor. Afrika'dan koparılıp köle olarak satılan Kunta Kinte'den Jamaika'daki Rastafaryanlara, ses sistemlerine, soru-cevap örüntüsünü kullanan dj'lerin dub ve talk overlarına, müziğin yanı sıra bir giyim kuşam modası da yaratan rap ve hip hop'un ortaya çıktığı İngiltere ve Amerika'ya uzanan bir tarih bu...Reggae müziğinin dinsel ayin ve vaazlardan, İncil'deki anlatılardan neleri ödünç aldığını; Rastafaryanların hangi koşullarda ortaya çıktığını; ses sistemi, kayıt ve radyo teknolojisindeki değişikliklerin müziğin üretim ve alımlanışını nasıl değiştirdiğini; Clash, Slits, Eric Clapton gibi grup ve şarkıcıların reggae gibi siyahların müzikleriyle nasıl buluştuğunu gözler önüne seriyor. Hebdige, bu müzik türleri arasındaki ilişkileri anlatırken metinlerarası bir yolculuğa çıkarıyor okuyucuyu. Bir "hipertext"i andıran kitabında, bir "merkez" olamayacağını göstermek istercesine gazete ilanlarından, turizm broşürlerinden, şarkı sözlerinden, müzisyen ve prodüktörlerle yapılan söyleşilerden ve daha bir sürü kaynaktan yararlanıyor.Bu müzik türlerinin yalnızca eğlence mekânlarında tüketilen bir meta değil aynı zamanda azınlıklar için bir kendini ifade aracı olduğunu, hayatta kalma mücadelesi verenlerin dilinde eşsiz bir silaha dönüştüğünü, "büyük-resmi anlatılar"a karşı bir "karşı-anlatı" özelliği taşıdığını gösteriyor Dick Hebdige.Silahınız olmayabilir ama tükürebilirsiniz...- Kes Yapıştır-Kültür, Kimlik ve Karayip Müziği [Cut 'n' Mix], Dick Hebdige, çev.: Çağatay Gülabioğlu, ISBN 975-539-386-2, 240 sayfa,2003.
22 Nisan 2009 Çarşamba
III. Uluslararası Çukurova Sanat Günleri
Çok sayıda yerli ve yabancı sanatçının katılacağı 3.ULUSLARARASI ÇUKUROVA SANAT GÜNLERİ etkinlikleri 24-27 Nisan 2009 tarihleri arasında, Adana, Mersin, Tarsus, Yenice, Silifke, Antakya, İskenderun, Harbiye, Gaziantep ve Halep’de eş zamanlı olarak gerçekleştirilecektir.
program için; www.cukurovadasanat.com
program için; www.cukurovadasanat.com
Kaydol:
Yorumlar (Atom)